Anadolu Osmanlı İstanbul Mimarlık Tarihi Seti (6 Kitap)

Anadolu Osmanlı İstanbul Mimarlık Tarihi Seti (6 Kitap)

%55 İNDİRİM
402.75TL 895.00TL

Yazar: Doğan Kuban, Reha Günay

Marka: YEM Kitabevi

Basım Tarihi: 2021

Sayfa Sayısı: 1900

Boyut: 16.5 x 24.0 cm

Stokta

97860584500250

Title:  

Prof. Doğan Kuban ve Prof.Dr. Reha Günay’ın, geleneksel Anadolu, Selçuklu, Türk, İstanbul ve Osmanlı mimarlığını hem bilgi hem görsel açıdan bir arada sunan olağanüstü bir set...

 

CENNETİN KAPILARI / GATES OF PARADISE

Prof. Doğan Kuban’ın, Divriği Ulucamisi ve Şifahanesi’nin Anadolu’daki mimari gelişme içinde tek kalmış ve İslam sanat tarihinde eşi olmayan taş yontularını anlatan kitabı “Cennetin Kapıları / Gates of Paradise”da 12.-14. yüzyıllar arasında, Anadolu Selçuklu Mimarisi adıyla anılan sanat çağında, 1228/29 tarihli Divriği Ulucamisi ve Şifahanesi’nin Anadolu’daki mimari gelişme içinde tek kalmış ve İslam sanat tarihinde de eşi benzeri bulunmayan taş yontuları sunuluyor. Doğan Kuban, İslam ve Türk sanatlarında olduğu kadar dünya sanat tarihinde de başka paraleli olmayan bu yontuların evrensel heykel kavramı içinde konumunu irdeleyen kitabında şunları söylüyor: “Yapının ustaları içinde sadece bir tanesinin adı, cami ve şifahanede birer kez ‘Ahlatlı Hürremşah’ olarak verilmiştir. Olasılıkla yapıların tasarımı ve taş yontuların bir bölümü Ahlat kökenli bu sanatçının yaratmasıdır. Yapıdaki anıtsal taçkapıları süslemek için gerçekleştirilen yontu programı, bezemeyi mimariyi tamamlayıcı rolünden uzaklaştırmış, taşoymayı heykelleştiren olağanüstü bir yapıt ortaya çıkarmıştır. Divriği sanatını özgün kılan ve ün kazandıran, bu heykel nitelikli taşoymalardır. Fakat bu estetik nitelik ötesinde sanal bir Cennet Kapısı olarak tasarlanmış olan Kuzey (Kıble) Taçkapısı, İslam sanat tarihindeki belki de tek cennet kapısı imgesidir. Bu bakımdan da İslam kültüründe çok önemli bir yeri olmalıdır.

 

OSMANLI MİMARİSİ (Karton Kapak)

Prof. Doğan Kuban’ın “Osmanlı tarihine, kültürüne ve sanatına ilişkin önyargıları ortaya koymak ve 19. yüzyıldan bu yana yabancılar ve hatta bizzat Türkler tarafından oluşturulan klişelere son vermek” iddiasıyla kaleme aldığı “Osmanlı Mimarisi”nin; kolay taşınabilir boyutta ve hafiflikte, siyah-beyaz, karton kapaklı versiyonu YEM Yayın tarafından yayımlandı. Özgün kitapla birebir aynı içeriğe sahip olan kitap daha uygun fiyat ve boyut seçeneği sunabilmek amacıyla okuyucunun beğenisine sunuldu. Merkezî Asya ve Avrupa’nın ara kesitinde yer alan Osmanlı İmparatorluğu’nun, İslam ve Hıristiyan toplumlarının oluşturdukları hetorejen yapısına paralel olarak gelişen Osmanlı mimarisi Akdeniz, Yakın ve Ortadoğu mimari geleneklerinin bir sentezidir. “Osmanlı Mimarisi”, Prof. Doğan Kuban’ın yarım yüzyılı aşan inceleme, araştırma ve yazılarına dayanan yorumlarını içeriyor. Osmanlı mimarisinin tarihçesinin kayıt altına alınması 1873 Viyana Sanayi Sergisi için oluşturulan albümle başlamıştır. Fakat özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde değişik görüşleri yansıtan yayınların sayısı artarak devam etmiştir. Ancak Osmanlı mimarlık tarihi ilk kez bu yapıt ile imparatorluğun çoklu kültürel yapısının bilinciyle ve tarihi gelişmelerle ilişkiler irdelenerek sunuluyor. Özenle bir araya getirilen akademik verilerin yer aldığı geniş kapsamlı bu kaynak yapıt, özel çekilmiş 1.000’e yakın fotoğraf, mimari çizim, gravür, karşılaştırmalı tablo ve haritanın yanı sıra bir Osmanlıca-Türkçe Mimarlık Sözlüğü de içeriyor.

 

MİMAR SİNAN NEDEN BİR TASARIM DEHASIDIR?

Reha Günay, bugüne kadar çeşitli efsaneler ve birçoğu abartılı öykülerle adeta bu dünyaya ait olmayan bir masal kahramanına dönüştürülen Mimar Sinan’ın aslında “gerçek bir kişi” olarak kim ve nasıl bir yaşama sahip olduğunu; hangi koşullarda neler başardığını; bu başarıyı hangi yöntem ve araçlarla elde ettiğini; bu sayede nasıl meslektaşlarından ayrılarak öne çıktığını, “soru-cevap-örnek” yöntemiyle kısa ve net olarak anlatıyor.

Reha Günay, Mimar Sinan’ı bir de bu yönüyle aktarma ihtiyacı hissetme gerekçesini şöyle tanımlıyor: “Birçoğumuz Osmanlı mimarlarının isimlerini sayamayız ama Sinan’ın adını duymayanımız yoktur. Herkes onu büyük bir mimar olarak tanır; Sinan’la ilgili fazla bir şey bilmese de, en azından birkaç söylentiyi hatırlar; İstanbul Süleymaniye ve Edirne Selimiye camilerinin mimarı olduğunu da söyleyebilir. ‘Ama niçin büyük mimardır? Ne yapmıştır da bu kadar ünlü olmuştur? Öteki mimarlardan ne farkı vardır? Neden Sinan’a bir tasarım dehası diyoruz?’ gibi sorulara tam cevap vermek ise biraz zordur… Sinan, iyi bir gözlemci ve düşünür olarak kendini geliştirmiş, askerlikten mimarlığa geçiş yapmış biridir. Bilinçli bir analiz ve düşünce sistemiyle, 50 yılda yarattığı yeniliklerle mevcut mimarlık sanatını oldukça yükseklere taşımış ve çevresini kendisine hayran bırakmıştır. Mimarlığa ilişkin ortaya koyduğu yeni ilkeler kendisinden sonra da benimsenmiş; Cerrahpaşa, Sultan Ahmed, Yeni Cami, Yeni Fatih gibi camilerle, Üsküdar Yeni Valide, Eyüp Sultan, Hekimoğlu Ali Paşa gibi külliyelerle âdeta Sinan’ı 150 yıl daha yaşatmaya devam etmiştir. O yüzden bizler, günümüzde Sinan’ın mimarlığa olan katkılarını tek tek ayıklamakta zorlanıyoruz. Ancak Sinan çağında yaşamış olsaydık, mimarlığa getirdiği her bir yenilik karşısında bizler de bugün olduğundan daha fazla şaşırır ve yaptıklarına hayran kalırdık...”

 

İSTANBUL 1600 YILLIK BİR MÜZEDİR

Prof. Doğan Kuban, 1953’ten bu yana İstanbul kentinin tarihçisi ve yazarı olan bir İstanbullu’nun gözüyle, İstanbul’u, betimlemeden çok eleştirel gözlemlere ağırlık veren bir üslupla irdeliyor. Mimarın, plancının ve bilinçli aydınların içinde yaşadıkları bu kenti sevmeleri kadar sorgulamalarının da önemine dikkat çekiyor.

Doğan Kuban, İstanbul’un Romalı-Bizanslı kimliğinden bugüne uzanan süreçte yaşadığı gelişimve değişimi yapılar, meydanlar, mimarlar, hükümranlık kuran kültürler ve onların yaklaşımları üzerinden çok geniş bir perspektifte ele alıyor; adeta kadim kentin tam anlamıyla bir biyografisini sunuyor. Kentin kültürel kimliğinden planlamasına, arkeolojisinden ulaşımına, Batılılaşma çabalarından yasadışılığa karşı verdiği savaşa kadar çok ayrıntılı bir değerlendirme yapıyor.

 

İSTANBUL’UN KAYBOLAN AHŞAP KONUTLARI

Prof.Dr. Reha Günay’ın, İstanbul’un yüzyıllar boyu karakteristik bir özelliği olmasına karşın yitip giden ahşap yapı dokusunu belgelediği kitabı iki ana bölümden oluşuyor: Birinci kısım ahşap konut yapımının tarihçesinden başlayarak "Türk evi" kavramını mimari ve yapım tekniği açısından anlatıyor. Ardından da bu geleneğin günümüze kadar gelebilmiş seçkin örneklerini planlar, resimler, gravürler ve fotoğraflar eşliğinde sunuyor. İkinci kısım ise Reha Günay tarafından 1960 yılından günümüze kadar farklı tarihlerde çekilmiş 4000'e yakın fotoğraf arasından seçilen 200'ü aşkın siyah-beyaz fotoğrafla İstanbul konut dokusunun izini semt semt sürmeye çalışıyor. Günay’ın objektifi ile Zeyrek’ten Süleymaniye’ye, Cibali’den Beşiktaş’a, Üsküdar’dan Anadoluhisarı’na, Kadıköy’den Göztepe’ye uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. 15. ve 16. yüzyıldan günümüze Türk evi geleneğinin en sıradışı örneklerinin vücut bulduğu İstanbul, yakın zamana kadar koruduğu ahşap konut dokusunu ve buna paralel gelişen yaşama kültürünü bugün yitirmiş görünüyor. Bu geleneğin örneklerini eşsiz fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiren kitap, bu tipolojiyi ve ortaya çıkardığı konut dokusunu gelecek kuşaklara aktaracak önemli bir belgeleme çalışması olarak dikkat çekiyor. İstanbul'un Kaybolan Ahşap Konutları, yalnızca bir yapı tipolojisi ya da yapım tekniğinin anlatımının ötesinde, bir dönemin ev yaşantısı ve sosyal ilişkileri hakkında da fikir veren, ayrıca "zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren" bir belgeleme çalışması olmayı amaçlıyor. 

 

İSTANBUL ADALARININ YAŞAYAN AHŞAP KONUTLARI

İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları adlı kitabında İstanbul’un yitip giden ahşap konut dokusunun hüznünü ortaya koyan Reha Günay, İstanbul Adalarının Yaşayan Ahşap Konutları’nda ise yapılaşmaya, nüfus artışına ve tüm duyarsızlığımıza inat hâlâ coşkuyla yaşamayı sürdüren Adalar’daki yapılardan bir seçki sunuyor. Kitap, İstanbul’un adalarına, Reha Günay’ın 50 yılı aşan mimar, fotoğrafçı, akademisyen, yazar kimliklerinden damıtılmış objektifinden bakabilmemizi sağlıyor. Kitapta Büyükada, Heybeliada, Burgaz ve Kınalıada’daki sokak dokusunun yanı sıra çok küçük geleneksel konutlardan da Neo-Klasik veya Art-Nouveau görkemli köşklerden de örnekler sunan Reha Günay, bu yapıların mimari ve sanatsal özelliklerine ilişkin oldukça özgün açıklamalar getiriyor.

 

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın