İstanbul'un Ahşap Konutları Seti (2 Kitap)

İstanbul'un Ahşap Konutları Seti (2 Kitap)

228.00TL

Yazar: Reha Günay

Marka: YEM Kitabevi

Basım Tarihi: Kasım 2021

Sayfa Sayısı: 496

Stokta

9786258998933

Title:  

Ürün Açıklaması

Prof. Dr. Reha Günay’ın, İstanbul’un yüzyıllar boyu karakteristik bir özelliği olmasına karşın yitip giden ahşap yapı dokusunu belgelediği bu set YEM Yayın tarafından yayımlanmış iki kitaptan oluşuyor.

 

İSTANBUL’UN KAYBOLAN AHŞAP KONUTLARI

Prof.Dr. Reha Günay’ın, İstanbul’un yüzyıllar boyu karakteristik bir özelliği olmasına karşın yitip giden ahşap yapı dokusunu belgelediği kitabı iki ana bölümden oluşuyor: Birinci kısım ahşap konut yapımının tarihçesinden başlayarak "Türk evi" kavramını mimari ve yapım tekniği açısından anlatıyor. Ardından da bu geleneğin günümüze kadar gelebilmiş seçkin örneklerini planlar, resimler, gravürler ve fotoğraflar eşliğinde sunuyor. İkinci kısım ise Reha Günay tarafından 1960 yılından günümüze kadar farklı tarihlerde çekilmiş 4000'e yakın fotoğraf arasından seçilen 200'ü aşkın siyah-beyaz fotoğrafla İstanbul konut dokusunun izini semt semt sürmeye çalışıyor. Günay’ın objektifi ile Zeyrek’ten Süleymaniye’ye, Cibali’den Beşiktaş’a, Üsküdar’dan Anadoluhisarı’na, Kadıköy’den Göztepe’ye uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. 15. ve 16. yüzyıldan günümüze Türk evi geleneğinin en sıradışı örneklerinin vücut bulduğu İstanbul, yakın zamana kadar koruduğu ahşap konut dokusunu ve buna paralel gelişen yaşama kültürünü bugün yitirmiş görünüyor. Bu geleneğin örneklerini eşsiz fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiren kitap, bu tipolojiyi ve ortaya çıkardığı konut dokusunu gelecek kuşaklara aktaracak önemli bir belgeleme çalışması olarak dikkat çekiyor. İstanbul'un Kaybolan Ahşap Konutları, yalnızca bir yapı tipolojisi ya da yapım tekniğinin anlatımının ötesinde, bir dönemin ev yaşantısı ve sosyal ilişkileri hakkında da fikir veren, ayrıca "zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren" bir belgeleme çalışması olmayı amaçlıyor. 

Prof. Dr. Reha Günay kitabı ve bu çalışmada yer verdiği fotoğrafları şöyle anlatıyor:

“1960 yılında İTÜ’den mezun olduktan sonra, bir mimar olarak sadece kendi olanaklarımla bu zamana kadar çevremi belgelemeye çalıştım. Oturduğum sokak, okula gittiğim yollar, mahalleler hep ahşap evlerden oluşuyordu. Giderek kaybolan, yıkılıp yerine apartmanlar yapılan ahşap evler, fakültede de aldığımız eğitimle hep ilgimi çekmiştir. Fırsat buldukça sokaklarda dolaşır, mimari özelliği olan evleri arar, fotoğraflarını çekmeye çalışırdım. Nitelikli evler aradığımdan harabeye dönmüş veya onarılarak değişmiş, kat kat kiraya verilmiş evler, konaklar hep konu dışında kalırdı. Şimdi geriye baktığımda ‘Keşke sokak fotoğrafları çekseydim’ diye düşünüyorum. Ahşap evlerin oluşturduğu sokak perspektifleri; evler tek tek niteliksiz veya bozulmuş olsalar da çok güzeldi. Mimarlık diliyle, organik bir yapıları vardı. İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları’nda sunduklarım benim küçük koleksiyonumun bir parçası! Bu küçük dediğim koleksiyon, İstanbul’dan neredeyse üç dört bin kareyi içeriyor. Fotoğrafları hazırlarken ve seçerken evleri çevreleriyle beraber vermeye çalıştım. Bazen henüz yapılaşmamış ağaçlı yan parselle, bazen telefon, elektrik direkleri ve telleriyle, pencerelerden uzanan soba boruları ve altına takılan is toplayıcı konserve kutularıyla, bunların bağlantı telleriyle, ahşap ev kaplamalarındaki çürümüş bir parçayı çıkarıp kendine yuva kurmuş karga ve güvercinleriyle, içinden otlar sarkan küçücük serçe yuvalarıyla daha sonraları çatılara konulan televizyon antenleriyle… Bütün bunlar o zamanki ev yaşantısının bir parçası olarak tarihe geçecek belgelerdir. Zaman zaman yıkılmış, bozulmuş ev resimleri de göreceksiniz. Yıkık evler yapım yöntemi hakkında bize önemli bilgiler verdiğinden benim çok beğendiklerim arasındadır. Ayrıca bozulan daha doğrusu apartmanlaşan bir çevre içinde kalan tek tük evler de o mahallenin eski dokusu hakkında bize bilgi verdiği gibi, zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren belgelerdir. İster ders alırsınız, ister ‘değişim esastır başka türlüsü olamazdı’ der geçersiniz...”

 

İSTANBUL ADALARININ YAŞAYAN AHŞAP KONUTLARI

İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları adlı kitabında İstanbul’un yitip giden ahşap konut dokusunun hüznünü ortaya koyan Reha Günay, İstanbul Adalarının Yaşayan Ahşap Konutları’nda ise yapılaşmaya, nüfus artışına ve tüm duyarsızlığımıza inat hâlâ coşkuyla yaşamayı sürdüren Adalar’daki yapılardan bir seçki sunuyor.
Kitap, İstanbul’un adalarına, Reha Günay’ın 50 yılı aşan mimar, fotoğrafçı, akademisyen, yazar kimliklerinden damıtılmış objektifinden bakabilmemizi sağlıyor.
Kitapta Büyükada, Heybeliada, Burgaz ve Kınalıada’daki sokak dokusunun yanı sıra çok küçük geleneksel konutlardan da Neo-Klasik veya Art-Nouveau görkemli köşklerden de örnekler sunan Reha Günay, bu yapıların mimari ve sanatsal özelliklerine ilişkin oldukça özgün açıklamalar getiriyor.

Reha Günay, Adalar’da yıllar boyunca çektiği siyah-beyaz fotoğraflar arasından özenle seçerek bir kitap hazırlama gerekçesini özetle şöyle ifade ediyor:

“İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları kitabını hazırlarken Ada konutlarını da katmayı düşünüyordum ancak hem çok önemli bir konut grubu olmaları hem de hâlâ yaşamaya devam etmelerinden dolayı onlara yer vermemiştim. Bu kitapla kaybolan konutların hüznü yerine yaşamakta olan konutların coşkusunu yaşıyoruz. Gerçekten İstanbul’un hemen dibinde duran bu yapılar sahiplerinin kim bilir ne kadar sıkıntı ve gayretiyle yaşamaya devam ediyor. Bu sayede biz, anakarada kaybettiğimiz kültür değerlerini topluca bu doğa harikası coğrafyada hazır buluyor ve doya doya seyrediyoruz. Kültür mirası bize zamanın bir geçişi olarak tarihi öğretiyor. Yalnız olayları değil, insanı, ekonomiyi, teknolojiyi, sanatı ve kültürü de... Bu yapıları korumak için hiçbir çaba sarf etmeden sadece bir vapura binerek görmek ne kadar kolaycı bir tutum değil mi? O yüzden Adalılara bir teşekkür borcumuz olmalı. Adalar'da dolaşan yabancı turistlere bakarsak galiba Adalar mimarlığının değerini onlar bizden daha iyi anlamış durumda. Adaya gitmek sadece yemek, içmek, faytona binmek, denize girmek, bir ağaç altında yatmak veya bir kahvede oturmak olmamalıdır. Adayı yaya olarak dolaşmak, en basit evinden en görkemli köşklere kadar yapılarını görmek, anlamak, hikâyelerini öğrenmek ve hattâ onlardan zevk alma zorunluluğunu hissetmek gerekir… Adalar bugün 19. yüzyıl Avrupa mimarlığının çeşitli üsluplarını yansıtan bir açıkhava müzesi gibidir. Hemen yakınındaki binlerce yıllık İstanbul ise artık geleneksel ahşap konut dokusunu tümüyle kaybetmiş; eski kâgir toplum yapılarını zar zor korurken tarihsel çevresini ise yitirmiştir. Buna karşılık Adalar’ın şimdiki zamanda oldukça korunmuş bir şekilde karşımızda durması sanki bir mucizedir. Bu mucizeyi yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak, kültürümüze gelecekte olağanüstü katkılar sağlayacaktır...”

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın