Mimarlık Kuramı ve Felsefesi Kitapları Seti

Mimarlık Kuramı ve Felsefesi Kitapları Seti

%33 İNDİRİM
90.45TL 135.00TL

Yazar: Juhani Pallasmaa, Rasmus Wern - Gert Wingardh, Tuğba Cestel

Marka: YEM Kitabevi

Basım Tarihi: 2021

Sayfa Sayısı: 480

Boyut: 14.5 x 20.5 cm.

Stokta

9789753160854

Title:  

 

Üç kitaptan oluşan "Mimarlık Kuramı ve Felsefesi Kitapları Seti"nde yer alan kitaplar şöyle:


TENİN GÖZLERİ

Juhanni Pallasma’nın kaleme aldığı  Steven Holl’ün “İnce Buz” başlıklı bir giriş yazısı ile katkı sağladığı Tenin Gözleri, mimarlık literatürünün klasiğe dönüşen kitaplarından biri. Mimarlık esin verir, bağlanma yaratır, yaşamı berkitir. Peki, o halde kâğıt üzerinde ya da bilgisayar ekranında iyi görünen eskizler “ten”e büründüklerinde nasıl oluyor da bu kadar düşkırıcı olabiliyor? Juhani Pallasmaa’ya göre sorun, mimarlık pratiği ve eğitimine nüfuz etmiş olan bugünün teknoloji eksenli tüketici kültüründe görsellik alanının başatlığından kaynaklanıyor. Dünya deneyimimiz beş duyunun bileşimiyle biçimlenir, oysa çağımızda mimarlık büyük ölçüde yalnızca bir duyu –görme– gözetilerek yapılıyor. Diğer duyu alanlarının bastırılması çevremizi yoksullaştırarak yalıtılmışlık ve yabancılaşma duygusu yaratıyor. Tenin Gözleri, ilk kez 1996’da yayımlandı. Çok geçmeden bir mimarlık kuramı klasiğine dönüştü ve dünyanın pekçok yerinde mimarlık okullarında ders kitabı olarak okutuldu. Kitap temelde iki uzun makaleden oluşuyor. İlki, Batı kültüründeki görsel paradigmanın tarihte Greklerden bu yana nasıl geliştiğini ve dünya deneyimi ve mimarlığın doğası üzerinde ne gibi etkileri olduğunu konu alıyor. İkincisiyse, sahici mimarlık deneyiminde diğer duyuların rolünü inceleyerek, aidiyet ve bütünleşmeduygusunu olanaklı kılan çok duyulu bir mimarlığın yolunu gösteriyor. Tenin Gözleri,’nin ilk yayımlanışından bu yana, hem mimarlık felsefesi hem de mimarlık öğretimi alanında bedenin ve duyuların rolüne yönelik ilgi git gide büyüdü. Bunun üzerine yazar, çığır açan kitabını 2005’te gözden geçirip savlarını pekiştirdi. Elinizdeki bu geliştirilmiş basım, mimarlara ve öğrencilere bütüncül bir mimarlık arayışında esin kaynağı olmayı ve genel okurun dünyayı algılama biçimini zenginleştirmeyi bugün de sürdürüyor.

 

MİMARLIK NEDİR? VE DİĞER 100 SORU

Kolay okunmak ve iletişim kurmak üzere hazırlanan Mimarlık Nedir? ve Diğer 100 Soru’da, Rasmus Wern ve Gert Wingardh mimarlık, kent, tasarım, mekân üzerine sordukları 101 sorunun kısa ve uzun yanıtlarını, biraz mizahi, hatta kışkırtıcı denebilecek eleştirel dille arıyorlar. Kitabı Türkçeye Prof.Dr. Özlem Erdoğdu Erkarslan kazandırdı. Erkarslan önce bir okur, mimar, akademisyen olarak tanışıp sonra çevirisini yaptığı Mimarlık Nedir? ve Diğer 100 Soru’yu şöyle anlatıyor:

“… Kitabın yazarları Rasmus Wern ve Gert Wingardh bu kitapta aslında bir yandan ‘büyük anlatı’yı ince bir mizah diliyle eleştiriyor; öte yandan da, kitabın bizzat kendisi, başlığıyla ‘Mimarlığın Sırları’nı arayan o meraklı okuyucuya göz kırpıyor. Bu yapıt kolay okunmak ve iletişim kurmak üzere yazılmış. Mimarlık kuramının uzun ve dolambaçlı cümleleri yerine kısa ve basit açıklamalar var. Rasmus Wern ve Gert Wingardh, bizi ilk “treatise”lara  geri götürüyor. Anlatı parçalara bölünmüş ve iddialı bir sayıyla (101) konuyu ele aldığını söylüyor. Vitrivius’un ve Alberti’nin on maddelik kitaplarından sonra 21. yüzyılda herhalde ancak 101 madde tüm kapsama yetmiş olmalı!.. Bir okuyucu olarak kitabın kapağını ilk açtığımda ‘Mimarlık Nedir?’ sorusunu ve yanıtını bulacağımı ummuştum. Hayır, tam bir Kuzey Avrupa eksentrikliğiyle kitap ‘Neden dünya alacakaranlıkta daha güzel görünür?’ sorusuyla başlıyor. Tam, ‘işte şimdi ışığın mimarlıktaki kurucu rolünden bahsederek devam edecek’ derken, ikinci soru ‘Eşikler: Onlardan kurtulmak güzel olmaz mıydı?’ ile devam ediyor. İşte o zaman bu kitabın farklı bir epistemden baktığını ve mevcut yaklaşımlara ne kadar eleştirel durduğunu anlamaya başlıyoruz. Kitapta verilen yanıtların bazıları çok kışkırtıcı; bilinçli olarak okuyucuya yanıt yerine yeni sorular ve ev ödevleri veriyor. Kimi soruların yanıtları o kadar yalın ki, sanki kişisel bir çerçeveden verilmiş bakış açısı değil de kadim bir bilgiyi tanıtırmışcasına verilmiş. Bazı sorular fikri, bazı sorular bağlamı, bazı sorular inşa etme gerçekliğini merceğe alarak çağdaş mimarlık kuramının teknoloji uzmanlarına terk ettiği alanlara da giriyor. Kısacası Mimarlık Nedir? ve Diğer 100 Soru, aslında bir rehber olmaktan öte bir eleştiri yapıtı…”

 

MARKA MİMARLIĞIN KÖKENLERİ

Tuğba Cestel’in 1960 sonrası sanatın “marka mimarlık” ve “star architect / yıldız mimar” gibi olguların ortaya çıkışına etkisini irdelediği Marka Mimarlığın Kökenleri adlı kitabı YEM Yayın’dan çıktı. Tuğba Cestel, uzun yıllar içinde bulunduğu mimari proje üretimlerinin düşünsel bir aktivite alanından ziyade serbest piyasa ortamına göre biçimlendiği ve hızlı süreç beklentileriyle yapıların çevrelerinden kopuk birer tekil nesne olarak tasarlandığı düşüncesiyle mimarlık pratiğini sorgulamaya yönelen bir mimar. Bu amaçla başladığı araştırmasını, 20. yüzyıl mimarlığının kökenlerini incelemek ve değişimini gözlemlemek üzerine kuran Cestel, 1960 sonrası mimarlığın, kavramsal sanatla birlikteliğini ve kültürel konumundaki değişimlerini Marka Mimarlığın Kökenleri’nde ortaya koyuyor. Tuğba Cestel’in, Beuys, Warhol gibi sanatçıların; Deleuze, Foucault ve Baudrillard gibi kuramcıların; Gehry, Koolhaas, Herzog & de Meuron, Zumthor, Rossi, Bofill, Libeskind gibi mimarların çalışmaları, yorumları, yapıları üzerinden bir okuma yaparak, örnekler vererek incelediği bu döneme ilişkin görüşleri özetle şöyle:

 “...Foster’ın ifadesiyle, ‘Yeni Art Nouveau’ olan ‘kavramsal mimarlık’ın, bir tepki olarak doğan kavramsal sanatı sömürerek ondan yeni bir mimarlık miti yarattığı söylenebilir. Görsel kültürün hâkim olduğu kavramsal mimarlıkta imge, metin üzerinden izleyiciye aktarılmaya başlanır. Örneğin Zumthor, binalarında Beuys’un tinsel biçimini yansıtırken Herzog & de Meuron, Pop Art’ın öncüsü Warhol’un temsilciliğine ulaşır. İlk bakışta Warhol ve Beuys’un sanatları birbirlerine karşıt gibi durur. Çünkü Warhol güzelliğin temelini serbest piyasada arayarak dünyevi ve maddi konumuna ulaşır. Beuys ise güzelliğin kaynağını tanrısal olarak görerek ruhani ve manevi durumlara önem verir. Beuys ve Warhol’un sanatlarındaki ortak yön ise izleyici kitlesi üzerindeki izlenime öncelik vermeleridir. Her ikisi de olabildiğince çok insanın duygulanımlarını ele geçirerek görünür olurlar. Popülerlik durumunu ortaya çıkaran bu özellik, mimarlıkta markalaşma sürecinin de anahtarıdır. Kısaca Warhol ve Beuys, Zumthor ve Herzog & de Meuron, biri piyasa, diğeri tinsellik; izleyicilerinin arzuları, zaafları ve inançlarıyla temsiliyete giderek çevrelerinde simgesel bir hegemonya kurarlar... 1960 sonrası kavramsal sanatın özgürlük düşüncesini, ekonomik sistemin etkisiyle araçsallaştıran mimarlık, tüketim toplumuna yönelik ikonik yapılar ortaya koymaktadır. Arte Povera akımının vurguladığı ‘fakirlik’ kelimesinin, yüksek maliyetle üretilen yapılarla anılması bir ironi yaratırken, kavramsal sanatın kullandığı metinselliğin mimari ürünlerle sunulması zorlama bir tutum olarak görülmektedir. Mimari kuramsal ifadeler, anlam kazandırmaya çalıştığı yapıyı, çevresinde kabul ettirerek birer söz dizimine indirgenir. 70’li yıllarda Friedensreich Hundertwasser’in sanatın özgürlüğü ile mimarlığı birleştirerek öne sürdüğü ekoloji kavramı dahi, ikonik binalarda bir dekor öğesine dönüşmüş ve serbest piyasa sisteminin metası olmaktan kurtulamamıştır. Hundertwasser’in tanımlamasına göre mimarlık, belirli bir toplumun özgün ihtiyaç ve imkânları çerçevesinde, o toplumun çeşitli faaliyetlerini duygusal yönden de destekleyecek nitelikte mekân düzenleri oluşturma becerisidir. Toplumun özgün ihtiyaç ve imkânlarının yüzyıllar boyunca farklılaşması, mimarlığı sürekli değiştirmektedir. 20. yüzyıl sonunda yatırım aracı olarak görülen ve tüketim toplumuna yönelik tasarlanan obje üretiminden uzaklaşılması, ancak mimarlığı sorgulayan pratiklere kulak vermemizle mümkün olmaktadır. Mimarlık, bir beğeni kültürü içerisinde farklı olanı sunmaktan ziyade, ihtiyaç duyulan ve yaşamı kolaylaştıran düzen içerisinde daha kapsamlı bir yol çizmelidir. Bu bağlamda mimarlık hem bulunduğu ortama cevap vermeli hem de kullanıcıların ihtiyaçlarını göz önüne alarak onları tasarım süreçlerine dahil etmeyi amaçlamalıdır.”

 

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın