REHA GÜNAY Kitapları Seti (4 Kitap)

REHA GÜNAY Kitapları Seti (4 Kitap)

%55 İNDİRİM
213.75TL 475.00TL

Yazar: Reha Günay

Marka: YEM Kitabevi

Basım Tarihi: Kasım 2021

Sayfa Sayısı: 804

Boyut: 16.5 x 24.0 cm

Stokta

9780478999599

Title:  

Yitip giden Türk geleneksel konut mimarisinden izleri biraz hüzünlü ama son derece estetik bir bakışla sergileyen set, Prof.Dr. Reha Günay’ın YEM Yayın tarafından yayımlanmış dört kitabından oluşuyor.

 

İSTANBUL’UN KAYBOLAN AHŞAP KONUTLARI

Prof.Dr. Reha Günay’ın, İstanbul’un yüzyıllar boyu karakteristik bir özelliği olmasına karşın yitip giden ahşap yapı dokusunu belgelediği kitabı iki ana bölümden oluşuyor: Birinci kısım ahşap konut yapımının tarihçesinden başlayarak "Türk evi" kavramını mimari ve yapım tekniği açısından anlatıyor. Ardından da bu geleneğin günümüze kadar gelebilmiş seçkin örneklerini planlar, resimler, gravürler ve fotoğraflar eşliğinde sunuyor. İkinci kısım ise Reha Günay tarafından 1960 yılından günümüze kadar farklı tarihlerde çekilmiş 4000'e yakın fotoğraf arasından seçilen 200'ü aşkın siyah-beyaz fotoğrafla İstanbul konut dokusunun izini semt semt sürmeye çalışıyor. Günay’ın objektifi ile Zeyrek’ten Süleymaniye’ye, Cibali’den Beşiktaş’a, Üsküdar’dan Anadoluhisarı’na, Kadıköy’den Göztepe’ye uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. 15. ve 16. yüzyıldan günümüze Türk evi geleneğinin en sıradışı örneklerinin vücut bulduğu İstanbul, yakın zamana kadar koruduğu ahşap konut dokusunu ve buna paralel gelişen yaşama kültürünü bugün yitirmiş görünüyor. Bu geleneğin örneklerini eşsiz fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiren kitap, bu tipolojiyi ve ortaya çıkardığı konut dokusunu gelecek kuşaklara aktaracak önemli bir belgeleme çalışması olarak dikkat çekiyor. İstanbul'un Kaybolan Ahşap Konutları, yalnızca bir yapı tipolojisi ya da yapım tekniğinin anlatımının ötesinde, bir dönemin ev yaşantısı ve sosyal ilişkileri hakkında da fikir veren, ayrıca "zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren" bir belgeleme çalışması olmayı amaçlıyor. 

Prof. Dr. Reha Günay kitabı ve bu çalışmada yer verdiği fotoğrafları şöyle anlatıyor:

“1960 yılında İTÜ’den mezun olduktan sonra, bir mimar olarak sadece kendi olanaklarımla bu zamana kadar çevremi belgelemeye çalıştım. Oturduğum sokak, okula gittiğim yollar, mahalleler hep ahşap evlerden oluşuyordu. Giderek kaybolan, yıkılıp yerine apartmanlar yapılan ahşap evler, fakültede de aldığımız eğitimle hep ilgimi çekmiştir. Fırsat buldukça sokaklarda dolaşır, mimari özelliği olan evleri arar, fotoğraflarını çekmeye çalışırdım. Nitelikli evler aradığımdan harabeye dönmüş veya onarılarak değişmiş, kat kat kiraya verilmiş evler, konaklar hep konu dışında kalırdı. Şimdi geriye baktığımda ‘Keşke sokak fotoğrafları çekseydim’ diye düşünüyorum. Ahşap evlerin oluşturduğu sokak perspektifleri; evler tek tek niteliksiz veya bozulmuş olsalar da çok güzeldi. Mimarlık diliyle, organik bir yapıları vardı. İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları’nda sunduklarım benim küçük koleksiyonumun bir parçası! Bu küçük dediğim koleksiyon, İstanbul’dan neredeyse üç dört bin kareyi içeriyor. Fotoğrafları hazırlarken ve seçerken evleri çevreleriyle beraber vermeye çalıştım. Bazen henüz yapılaşmamış ağaçlı yan parselle, bazen telefon, elektrik direkleri ve telleriyle, pencerelerden uzanan soba boruları ve altına takılan is toplayıcı konserve kutularıyla, bunların bağlantı telleriyle, ahşap ev kaplamalarındaki çürümüş bir parçayı çıkarıp kendine yuva kurmuş karga ve güvercinleriyle, içinden otlar sarkan küçücük serçe yuvalarıyla daha sonraları çatılara konulan televizyon antenleriyle… Bütün bunlar o zamanki ev yaşantısının bir parçası olarak tarihe geçecek belgelerdir. Zaman zaman yıkılmış, bozulmuş ev resimleri de göreceksiniz. Yıkık evler yapım yöntemi hakkında bize önemli bilgiler verdiğinden benim çok beğendiklerim arasındadır. Ayrıca bozulan daha doğrusu apartmanlaşan bir çevre içinde kalan tek tük evler de o mahallenin eski dokusu hakkında bize bilgi verdiği gibi, zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren belgelerdir. İster ders alırsınız, ister ‘değişim esastır başka türlüsü olamazdı’ der geçersiniz...”

 

İSTANBUL ADALARININ YAŞAYAN AHŞAP KONUTLARI

İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları adlı kitabında İstanbul’un yitip giden ahşap konut dokusunun hüznünü ortaya koyan Reha Günay, İstanbul Adalarının Yaşayan Ahşap Konutları’nda ise yapılaşmaya, nüfus artışına ve tüm duyarsızlığımıza inat hâlâ coşkuyla yaşamayı sürdüren Adalar’daki yapılardan bir seçki sunuyor.
Kitap, İstanbul’un adalarına, Reha Günay’ın 50 yılı aşan mimar, fotoğrafçı, akademisyen, yazar kimliklerinden damıtılmış objektifinden bakabilmemizi sağlıyor.
Kitapta Büyükada, Heybeliada, Burgaz ve Kınalıada’daki sokak dokusunun yanı sıra çok küçük geleneksel konutlardan da Neo-Klasik veya Art-Nouveau görkemli köşklerden de örnekler sunan Reha Günay, bu yapıların mimari ve sanatsal özelliklerine ilişkin oldukça özgün açıklamalar getiriyor.

Reha Günay, Adalar’da yıllar boyunca çektiği siyah-beyaz fotoğraflar arasından özenle seçerek bir kitap hazırlama gerekçesini özetle şöyle ifade ediyor:

“İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları kitabını hazırlarken Ada konutlarını da katmayı düşünüyordum ancak hem çok önemli bir konut grubu olmaları hem de hâlâ yaşamaya devam etmelerinden dolayı onlara yer vermemiştim. Bu kitapla kaybolan konutların hüznü yerine yaşamakta olan konutların coşkusunu yaşıyoruz. Gerçekten İstanbul’un hemen dibinde duran bu yapılar sahiplerinin kim bilir ne kadar sıkıntı ve gayretiyle yaşamaya devam ediyor. Bu sayede biz, anakarada kaybettiğimiz kültür değerlerini topluca bu doğa harikası coğrafyada hazır buluyor ve doya doya seyrediyoruz. Kültür mirası bize zamanın bir geçişi olarak tarihi öğretiyor. Yalnız olayları değil, insanı, ekonomiyi, teknolojiyi, sanatı ve kültürü de... Bu yapıları korumak için hiçbir çaba sarf etmeden sadece bir vapura binerek görmek ne kadar kolaycı bir tutum değil mi? O yüzden Adalılara bir teşekkür borcumuz olmalı. Adalar'da dolaşan yabancı turistlere bakarsak galiba Adalar mimarlığının değerini onlar bizden daha iyi anlamış durumda. Adaya gitmek sadece yemek, içmek, faytona binmek, denize girmek, bir ağaç altında yatmak veya bir kahvede oturmak olmamalıdır. Adayı yaya olarak dolaşmak, en basit evinden en görkemli köşklere kadar yapılarını görmek, anlamak, hikâyelerini öğrenmek ve hattâ onlardan zevk alma zorunluluğunu hissetmek gerekir… Adalar bugün 19. yüzyıl Avrupa mimarlığının çeşitli üsluplarını yansıtan bir açıkhava müzesi gibidir. Hemen yakınındaki binlerce yıllık İstanbul ise artık geleneksel ahşap konut dokusunu tümüyle kaybetmiş; eski kâgir toplum yapılarını zar zor korurken tarihsel çevresini ise yitirmiştir. Buna karşılık Adalar’ın şimdiki zamanda oldukça korunmuş bir şekilde karşımızda durması sanki bir mucizedir. Bu mucizeyi yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak, kültürümüze gelecekte olağanüstü katkılar sağlayacaktır...”

 

MİMAR SİNAN NEDEN BİR TASARIM DEHASIDIR?

YEM Yayın’ın Prof.Dr. Reha Günay’ın, “Sinan neden bir tasarım dehasıdır?” sorusunun peşine düştüğü ve bulduğu yanıtları okuyucularla paylaştığı kitabının geliştirilmiş ve güncellenmiş yeni baskısı çıktı. Büyük ilgi gören ilk baskısı Aralık 2019’da yayınlanan kitabın bu yeni yeni baskısında, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için metinler gözden geçirilerek geliştirildi ve içeriği eklenen yeni fotoğraflar ve çizimler daha da zenginleştirildi. Kitabın boyutu büyütülerek, daha nitelikli bir kağıt türü ve özel bir baskı tekniği kullanılarak Reha Günay’ın özel fotoğraflarının okuyucuya daha nitelikli olarak aktarılabilmesi amaçlandı.

Geçmişte yayımlanan  kitaplarında Sinan’ı ve yapılarını son derece ayrıntılı olarak incelemiş olan Reha Günay, yeni çalışmasında, Mimar Sinan’ı diğer mimarlardan ayrıştıran niteliklerini başta mimarlık, iç mimarlık, tasarım, sanat, mühendislik, tarih vb. eğitimine yeni başlayanlar olmak üzere Türk ve Osmanlı mimarlığına, kültürüne ilgi duyan herkes için kolay anlaşılır bir dille açıklıyor. Günay, kitapta, bugüne kadar çeşitli efsaneler ve birçoğu abartılı öykülerle adeta bu dünyaya ait olmayan bir masal kahramanına dönüştürülen Mimar Sinan’ın aslında “gerçek bir kişi” olarak kim ve  nasıl bir yaşama sahip olduğunu; hangi koşullarda neler başardığını; bu başarıyı hangi yöntem ve araçlarla elde ettiğini; bu sayede nasıl meslektaşlarından ayrılarak öne çıktığını, “soru-cevap-örnek” yöntemiyle kısa ve net olarak anlatıyor.

 

ŞİLE’DEKİ EV 

Prof.Dr. Reha Günay, Şile’de doğup büyüdüğü evin öyküsünü ve koruma-restorasyon-yenileme sürecini samimi bir dille anlatıyor. Bugüne kadar mimarlık tarihi, sanat tarihi, geleneksel yapı ve yapım teknikleri, fotoğraf, arkeoloji vb. alanlarda yaptığı özgün çalışmalarıyla tanıdığımız Reha Günay, tüm bu alanlardan beslenerek damıtılmış bir yaklaşımla Şile’de doğup büyüdüğü “ataevi”ni anlatıyor. Elbette tüm kitaplarında olduğu gibi, bu çalışmasında da eşsiz fotoğrafları metne eşlik ediyor, canlılık ve duygu katıyor.

Reha Günay ile ilk kez 35 yıl önce Ağa Han Mimarlık Ödülleri ortamında birlikte çalışan ve orada yeşeren dostlukları hâlâ süren Okan Üstünkök ise “Sunuş” yazısında şunları söylüyor:

“… Reha Günay yıllar yılı yaz aylarını Şile’de, dededen kalma babaevinde geçirmiş. Fener Caddesi’ndeki ev çok etkilemiş onu, daha çocukken. İçiyle, dışıyla, bahçesiyle, konumuyla. Sonra da zamanla yaşlanan, hırpalanan eve Reha yeniden can vermiş, restorasyonunu üstlenerek. Yaptığı öyle sıradan restorasyon değil. Kaybolanı tamamlamış, olması gerekeni eklemiş, kendini katmış, evi yeniden tanımış, tanımlamış, ev daha da “onun” olmuş. Savaş kuşağına özgü yaklaşımla olsa gerek, evin her özelliğini meslek deneyiminden öte bir tutumlulukla, sevecenlikle ve kıymetbilirlikle değerlendirmiş. Evin dolaplarında ya da bahçesinde bulduğu ne varsa, neler varsa sevmiş, sicim fiyonkları gibi saklamış, korumuş onları. Zemzemlik, hiposülfit kristalleri, süt rengi çakmak taşından ok ucu, salkım söğütlü seramik tabak kırıkları, İstanbul manzaralı kahve tepsisi, fotoğraf ilgisini genlerinden aldığı anlaşılan babasının körüğü erimiş körüklü kamerası… Bunları anlatmakla, paylaşmakla kalmamış Reha, araştırmış, açıklamış, kılı kırk yarıp iz sürmüş. Argonotların peşinden Yasun Burnu’na, Hazar Türklerinin Macar bağlantısından Hıristiyanlığa geçişlerine (Koestler, ‘Museviliği seçtiler’ der), Avanos’un Genezin Köyü’nden Beylerbeyi Sarayı üzerinden giderek kendi soyağacına doğru yelpazelenen bilgileri ve kişisel anılarını renk renk iplikler gibi kullanıp, şilebezine değilse de sayfalara işleyerek zengin bir kanaviçe üretmiş. Ciddi meslek titizliği ile köklü bir duygusal bağlılığın karışımı olan bu emek-yoğun kanaviçe Şile’deki ev ve elinizdeki bu kitap. Hem yazarın çok çeşitli yönlerini ve diğer yayınlarını zaten bilenler, hem de bu yapıtıyla onu ilk kez tanıyacak olanlar, kitapta evin kuşaklar boyu katmanlaşmış öyküsünü hazla, tat alarak, şaşılacak zenginlikte bir define bulmuş gibi sevinçli bir kazançla okuyacaklar. Bundan eminim.”

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın