REHA GÜNAY Üçlü Kitap Seti

REHA GÜNAY Üçlü Kitap Seti

%53 İNDİRİM
95.00TL 200.00TL

Yazar: Reha Günay

Marka: YEM Kitabevi

Basım Tarihi: 2020

Sayfa Sayısı: 612

Boyut: 16.5 x 24.0 cm

Stokta

9780478999599

Title:  

Prof.Dr. Reha Günay’ın YEM Yayın tarafından yayımlanmış üç kitabından oluşan bu sette yer alan kitaplar ve içerikleri şöyledir:

 

MİMAR SİNAN NEDEN BİR TASARIM DEHASIDIR?

YEM Yayın’ın Prof.Dr. Reha Günay’ın, “Sinan neden bir tasarım dehasıdır?” sorusunun peşine düştüğü ve bulduğu yanıtları okuyucularla paylaştığı kitabının geliştirilmiş ve güncellenmiş yeni baskısı çıktı. Büyük ilgi gören ilk baskısı Aralık 2019’da yayınlanan kitabın bu yeni yeni baskısında, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için metinler gözden geçirilerek geliştirildi ve içeriği eklenen yeni fotoğraflar ve çizimler daha da zenginleştirildi. Kitabın boyutu büyütülerek, daha nitelikli bir kağıt türü ve özel bir baskı tekniği kullanılarak Reha Günay’ın özel fotoğraflarının okuyucuya daha nitelikli olarak aktarılabilmesi amaçlandı.

Geçmişte yayımlanan  kitaplarında Sinan’ı ve yapılarını son derece ayrıntılı olarak incelemiş olan Reha Günay, yeni çalışmasında, Mimar Sinan’ı diğer mimarlardan ayrıştıran niteliklerini başta mimarlık, iç mimarlık, tasarım, sanat, mühendislik, tarih vb. eğitimine yeni başlayanlar olmak üzere Türk ve Osmanlı mimarlığına, kültürüne ilgi duyan herkes için kolay anlaşılır bir dille açıklıyor. Günay, kitapta, bugüne kadar çeşitli efsaneler ve birçoğu abartılı öykülerle adeta bu dünyaya ait olmayan bir masal kahramanına dönüştürülen Mimar Sinan’ın aslında “gerçek bir kişi” olarak kim ve  nasıl bir yaşama sahip olduğunu; hangi koşullarda neler başardığını; bu başarıyı hangi yöntem ve araçlarla elde ettiğini; bu sayede nasıl meslektaşlarından ayrılarak öne çıktığını, “soru-cevap-örnek” yöntemiyle kısa ve net olarak anlatıyor.

Günay Sinan’ın bir de bu yönüyle aktarma ihtiyacı hissettme gerekçesine şu sözlerle açıklık getiriyor:

“Birçoğumuz Osmanlı mimarlarının isimlerini sayamayız ama Sinan’ın adını duymayanımız yoktur. Herkes onu büyük bir mimar olarak tanır; Sinan’la ilgili fazla bir şey bilmese de, en azından birkaç söylentiyi hatırlar; İstanbul Süleymaniye ve Edirne Selimiye camilerinin mimarı olduğunu da söyleyebilir. ‘Ama niçin büyük mimardır? Ne yapmıştır da bu kadar ünlü olmuştur? Öteki mimarlardan ne farkı vardır? Neden Sinan’a bir tasarım dehası diyoruz?’ gibi sorulara tam cevap vermek ise biraz zordur. Sinan, iyi bir gözlemci ve düşünür olarak kendini geliştirmiş, askerlikten mimarlığa geçiş yapmış biridir. Bilinçli bir analiz ve düşünce sistemiyle, 50 yılda yarattığı yeniliklerle mevcut mimarlık sanatını oldukça yükseklere taşımış ve çevresini kendisine hayran bırakmıştır. Mimarlığa ilişkin ortaya koyduğu yeni ilkeler kendisinden sonra da benimsenmiş; Cerrahpaşa, Sultan Ahmed, Yeni Cami, Yeni Fatih gibi camilerle, Üsküdar Yeni Valide, Eyüp Sultan, Hekimoğlu Ali Paşa gibi külliyelerle âdeta Sinan’ı 150 yıl daha yaşatmaya devam etmiştir. O yüzden bizler, günümüzde Sinan’ın mimarlığa olan katkılarını tek tek ayıklamakta zorlanıyoruz. Ancak Sinan çağında yaşamış olsaydık, mimarlığa getirdiği her bir yenilik karşısında bizler de bugün olduğundan daha fazla şaşırır ve yaptıklarına hayran kalırdık. Bu kitapta biraz bu konulara değinerek, Sinan’ı meslektaşlarından öne çıkaran yönlerinin altını çizmeye çalışacağız.”

 

Analog ve Dijital MİMARLIK FOTOĞRAFI

Türkiye’de “mimarlık ve fotoğraf” kavramlarını ilk kez bir araya getiren ve 33 yıl aralıksız olarak “Mimarlık Fotoğrafı” dersleri veren Prof.Dr. Reha Günay, Analog ve Dijital Mimarlık Fotoğrafı adlı kitabında, temel fotoğraf bilgisine sahip olan ve fotoğrafa meraklı kişiler yanında mimar, iç mimar, şehir plancısı, arkeolog, peyzaj mimarı, endüstri ürünleri tasarımcısı, görsel iletişim tasarımcısı ve profesyonel çalışan fotoğrafçılar için,konunun teknik ve görsel yönlerini ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. 

Türkiye’de mimarlık fotoğrafı çekmenin bir uzmanlık alanı olarak tanımlanmasında çok büyük pay sahibi olan ve günümüzün bilindik mimarlık fotoğrafçılarının da hocası olarak nitelendirilebilecek, alanındaki en yetkin kişi olan Günay’ın, kitabı hazırlama gerekçesine yönelik düşünceleri şöyle:

“…. Bu kitaptaki bilgiler, temel fotoğraf bilgisine sahip olan, fotoğrafa meraklı kişiler yanında mimar, iç mimar, şehir plancısı, arkeolog, peyzaj mimarı, endüstri ürünleri tasarımcısı, görsel iletişim tasarımcısı ve profesyonel çalışan fotoğrafçılara hitap ediyor. Ülkemizde mimarlık sanatı hâlâ yaygın bir ortam bulamadığından mimarlık fotoğrafı da az sayıda, mimar veya yapımcı tarafından istenmektedir... Mimarlık fotoğrafı alanında çalışan çok az sayıda fotoğrafçı karşımıza çıkmaktadır. İyi bir mimarlık fotoğrafçısı olmak için çok yapı görmek, niteliğini sınamak, fonksiyon-form-strüktür özelliklerini kavramak, mekânları anlamak ve bunların mimarlık tarihi veya akımı içindeki yerini fark edebilmek gerekir. Bu saydığım bilgi birikimi zamana bağlı olarak gelişmektedir. Çalışmamda, okuyucuyu sıkmadan bu konulara değinmeye gayret ettim...”

 

ŞİLE’DEKİ EV

Prof.Dr. Reha Günay, Şile’de doğup büyüdüğü evin öyküsünü ve koruma-restorasyon-yenileme sürecini samimi bir dille anlatıyor. Bugüne kadar mimarlık tarihi, sanat tarihi, geleneksel yapı ve yapım teknikleri, fotoğraf, arkeoloji vb. alanlarda yaptığı özgün çalışmalarıyla tanıdığımız Reha Günay, tüm bu alanlardan beslenerek damıtılmış bir yaklaşımla Şile’de doğup büyüdüğü “ataevi”ni anlatıyor. Elbette tüm kitaplarında olduğu gibi, bu çalışmasında da eşsiz fotoğrafları metne eşlik ediyor, canlılık ve duygu katıyor.

Reha Günay, bu kitabı yayıma hazırlama gerekçesini şu şekilde özetliyor:

“... Bu kitapta Şile’de çocukluğumun bir bölümünü geçirdiğim evle ilgili anılarımı bulacaksınız. Bunların özellikle sadece evle ilgili olmalarına çaba gösterdim. Şile’yi ve diğer anılarımı buna katmadım. Çocukluğumda duyduklarımı, evde gördüklerimi ve bulduklarımı daha iyi anlamak için onları çeşitli kaynaklardan araştırdım. O yüzden anılarımın uçuşan hikâyeleriyle o zamanın gerçeklerini yan yana bulacaksınız. Bu sayede ben de bir bakıma ayaklarımı yere basmış oluyorum. Kim bilir, belki ‘basmasaydın’ da diyebilirsiniz! Kitapta yer alan eşyalar ve nesneler benim için evle özdeştir. Onlar olmadan ‘Şile’deki Ev’i düşünemiyorum. Ayrıca bu nesneler yüz yıl önceki bir Osmanlı ailesinin envanteri sayılır. Maddi değeri olmasa da halkbilimi ve kültür tarihi açısından önemlidir. Bu tür günlük kullanım eşyaları artık pek az evde veya müzelerde kaldı. Bu nesnelerin evle birlikte yaşaması en büyük dileğimdir...”

 

Günay ile ilk kez 35 yıl önce Ağa Han Mimarlık Ödülleri ortamında birlikte çalışan ve orada yeşeren dostlukları hâlâ süren Okan Üstünkök ise “Sunuş” yazısında şunları söylüyor:

“… Reha Günay yıllar yılı yaz aylarını Şile’de, dededen kalma babaevinde geçirmiş. Fener Caddesi’ndeki ev çok etkilemiş onu, daha çocukken. İçiyle, dışıyla, bahçesiyle, konumuyla. Sonra da zamanla yaşlanan, hırpalanan eve Reha yeniden can vermiş, restorasyonunu üstlenerek. Yaptığı öyle sıradan restorasyon değil. Kaybolanı tamamlamış, olması gerekeni eklemiş, kendini katmış, evi yeniden tanımış, tanımlamış, ev daha da “onun” olmuş. Savaş kuşağına özgü yaklaşımla olsa gerek, evin her özelliğini meslek deneyiminden öte bir tutumlulukla, sevecenlikle ve kıymetbilirlikle değerlendirmiş. Evin dolaplarında ya da bahçesinde bulduğu ne varsa, neler varsa sevmiş, sicim fiyonkları gibi saklamış, korumuş onları. Zemzemlik, hiposülfit kristalleri, süt rengi çakmak taşından ok ucu, salkım söğütlü seramik tabak kırıkları, İstanbul manzaralı kahve tepsisi, fotoğraf ilgisini genlerinden aldığı anlaşılan babasının körüğü erimiş körüklü kamerası… Bunları anlatmakla, paylaşmakla kalmamış Reha, araştırmış, açıklamış, kılı kırk yarıp iz sürmüş. Argonotların peşinden Yasun Burnu’na, Hazar Türklerinin Macar bağlantısından Hıristiyanlığa geçişlerine (Koestler, ‘Museviliği seçtiler’ der), Avanos’un Genezin Köyü’nden Beylerbeyi Sarayı üzerinden giderek kendi soyağacına doğru yelpazelenen bilgileri ve kişisel anılarını renk renk iplikler gibi kullanıp, şilebezine değilse de sayfalara işleyerek zengin bir kanaviçe üretmiş.

Ciddi meslek titizliği ile köklü bir duygusal bağlılığın karışımı olan bu emek-yoğun kanaviçe Şile’deki ev ve elinizdeki bu kitap. Hem yazarın çok çeşitli yönlerini ve diğer yayınlarını zaten bilenler, hem de bu yapıtıyla onu ilk kez tanıyacak olanlar, kitapta evin kuşaklar boyu katmanlaşmış öyküsünü hazla, tat alarak, şaşılacak zenginlikte bir define bulmuş gibi sevinçli bir kazançla okuyacaklar. Bundan eminim.”

 

 

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın