ARKETON Armağan Paketi - 2 (10 Kitap)

ARKETON Armağan Paketi - 2 (10 Kitap)

1,850.00TL

Yazar: Adolf Behne, Aldo Rossi, Aloïs Riegl, Bruno Taut, Bruno Zevi, El Lisitzki, Jacques Derrida, Otto Wagner, Steen Eiler Rasmussen, Vasili Kandinski

Marka: Arketon Yayınları (Set)

Basım Tarihi: 2021 2022 2023

Sayfa Sayısı: 1862

Stokta

9786202000554

Title:  

Ürün Açıklaması

MİMARLIK ÖĞRETİSİ

Bruno Taut'un, ilk basımı 1938 tarihini taşıyan Mimarlık Öğretisi adlı kitabı, yeni çevirisi ve yenilenmiş/güncellenmiş görselleriyle Arketon Yayınları tarafından yayımlandı. Hüseyin Tüzün'ün, Taut'un Almanca metninden Türkçeye aktardığı Mimarlık Öğretisi’nin metin editörlüğü Zeynep Kuban ve Pınar Gökbayrak tarafından gerçekleştirildi. Yeni basımın görsel editörlüğünü de yapan, Arketon genel yayın yönetmeni Aykut Köksal,  Mimarî Bilgisi'nden Mimarlık Öğretisi'ne başlıklı Sunuş yazısında şöyle diyor:

 “Bruno Taut'un Architekturlehre başlıklı kitabının yayın serüveni, pek çok açıdan benzeri olmayan bir öykü. Kitap önce Türkçe çevirisiyle yayımlanıyor, ardından bunu Japonca yayını izliyor, yazıldıktan tam kırk yıl sonra kendi dilinde, yani Almanca ilk yayını gerçekleşiyor. Bu serüvenin Türkçe yayın ile başlamasının nedeni ise, kitabın yazılma sürecinde Taut'un Türkiye'de, Güzel Sanatlar Akademisi'nde çalışmaya başlaması. Akademi'den Kültür Bakanlığı'na yazılmış, 25 Nisan 1938 tarihli bir belgede, Taut'un, kitabı, vermekte olduğu ‘Mimarlık Bilgisi’ dersi için yazmış olduğu belirtiliyor.''

 

MİMARLIĞIN MODERN DİLİ

Modernizmin en parlak mimarlık kuramcılarından Bruno Zevi’nin, Arketon Yayınları içinde yer alan ikinci kitabı Mimarlığın Modern Dili, Orhun Alkan’ın çevirisiyle yayımlandı. Daha önce Mimarlığı Görebilmek başlıklı çalışmasıyla okurla buluşan Zevi, bu kitabın ilk bölümünde modern mimarlığın kodlarını çözümlüyor ve 20. yüzyıl mimarlığını okumak için temel değişmezleri sergiliyor. İkinci bölümde ise mimarlığın tarihyazımını ele alıyor, tarihöncesinden Le Corbusier’nin poetikasına uzanan geniş bir panorama çiziyor.

 Bruno Zevi kitabın ilk bölümünde yer alan “Mimarlık Konuşmak” başlıklı yazıda şöyle diyor:

 “Binlerce mimar ve mimarlık öğrencisi modern dilin sözcük dağarcığını, dilbilgisini ve sözdizimini bilmeden proje yapıyor. Aslında bunlar klasisizme göre karşı-sözcük dağarcığı, karşı-dilbilgisi ve karşı-sözdizimidir. Eleştirmenler hem profesyonel hem de eğitsel bir bakış açısından görüş bildiriyorlar. İyi de hangi ölçütlere göre bunu yapıyorlar? İşte biz üreticiler ve kullanıcıların yüzleşmesi gereken asıl meydan okuma budur: Birbirimizi anlamak için aynı dili kullanmamız ve terimlerle yöntemler üzerinde anlaşmamız gerekir. Bu sorun sadece bugüne değin pek araştırılmadığı için gözümüze fazlasıyla büyük görünüyor. Bizimkisi bilerek kışkırtıcı bir hedeftir: Modern mimarlığın dili için en anlamlı ve zorlayıcı yapıtları temel alan bir ‘değişmezler’ dizisi belirlemek. Bu durumsa bir konuyu akla getiriyor: Sözel dilde kod vazgeçilmezdir, yoksa hiçbir iletişim söz konusu olmayabilir. Ne var ki mimarlıkta bu kodu kullanmaktan vazgeçen birinin bu yüzden inşa etmeye de son vermesi gerekmeyebilir.''

 

MODERN ANIT KÜLTÜ

Mimarlık yazınının temel kitapları arasında olan ve modern koruma düşüncesinin paradigma kurucu metinlerinin başında gelen, Aloïs Riegl'ın Modern Anıt Kültü, ilk kez 2015te yayımlanmış, kısa sürede tükenmişti. Modern Anıt Kültü, bu kez görsellerle de zenginleştirilen yeni basımıyla Arketon Yayınları arasında raflardaki yerini aldı. Avusturyalı sanat tarihçisi Aloïs Riegl'ın 1903'te kaleme aldığı Modern Anıt Kültü, sanat tarihçileri için olduğu kadar mimar ve restoratörler için de yol gösterici bir metin. Aykut Köksal’ın editoryal çalışmasıyla yayımlanan Modern Anıt Kültü’nü, özgün metinden Türkçeye Erdem Ceylan aktardı. Kitapta, Erdem Ceylan'ın son derece kapsamlı giriş yazısı ile bu basım için hazırladığı kavram sözlüğü yer alıyor.

 Erdem Ceylan, arka kapakta yer alan kısa tanıtım metninde şöyle diyor: “Avusturyalı sanat tarihçisi Aloïs Riegl’ın 1903'te kaleme aldığı Modern Anıt Kültü, 19. yüzyılın tarihselci ve restorasyoncu yaklaşımlarının belirlediği tarihi eserler kuramından, 20. yüzyılın modernist ve korumacı düşüncesine geçiş sürecinde, yeni paradigmanın temellerini atan bir "kült" metin. Geçiş sancılarının görüldüğü yüzyıl dönümünde, zamanın ruhunu yakalamaya çalışan bu metin, sanat ve mimarlık tarihi ile restorasyon kuramının kesiştiği yerde duruyor. Metnin etkisi, gerek disiplin içindeki özgül bilgi alanıyla, gerekse kendisinin tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlamıyla sınırlandırılamayacak kadar güçlü. İnsanın, ürettiği eserlerle, dolayısıyla geçmişiyle kurduğu ilişkinin modern zamanların başlangıcındaki dönüşümünü sorunsallaştıran metin, hem anıt değerlerindeki genelgeçer hiyerarşiyi sorguluyor, hem de, tespit ve öngörüleriyle, zaman ve mekân üstü bir geçerliliğe sahip.

 

NOKTA VE ÇİZGİDEN DÜZLEME

Soyut sanatın öncülerinden Vasili Kandinski'nin, resmin temel öğelerinin dilini çözümlediği ve daha önce çalıştığı renkler kuramının ardından biçimler kuramını öne sürdüğü ünlü kitabı "Nokta ve Çizgiden Düzleme", özgün dilinden yapılan çevirisiyle Arketon'dan yayımlandı. Kandinski'nin bu kitabını Hüseyin Tüzün Türkçeye aktardı, editörlüğünü Aykut Köksal gerçekleştirdi. Köksal, kitaba yazdığı sunuş yazısında şunları söylüyor:

 "20. yüzyıl başında keskin bir kırılma noktasına ulaşan resim, dış dünya gerçekliğini yeniden üretmek yerine kendi iç gerçekliğine döner. İç gerçekliğin sunduğu öğeler resmi kuran ana öğelerdir: renk, leke, nokta, çizgi vb. Böylece resim yeni bir anlam dünyasının peşine düşer, modernist soyut resim bu sürecin getirdiği sonuç olacaktır. İşte tam bu noktada Kandinski'nin çifte rol yüklenen bir aktör olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Bir yandan kendi üretimiyle modernist resme öncülük yapan bir sanatçıdır, bir yandan da soyut resmin kuramsal arka planını tanımlayan bir düşünce insanı.''

 

MİMARLIK VE DEKONSTRÜKSİYON

Dekonstrüksiyon düşüncesinin yaratıcısı ve geliştiricisi olan felsefeci Jacques Derrida’nın Mimarlık ve Dekonstrüksiyon başlıklı kitabı Arketon Yayınları’nın son kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Aziz Ufuk Kılıç’ın Türkçeye çevirdiği kitabın editörlüğünü Aykut Köksal, redaktörlüğünü ise Amber Niksarlıoğlu Eroyan ve Bihter Sabanoğlu gerçekleştirdi.

 Mimarlık ve Dekonstrüksiyon, Derrida’nın söyleşilerinden, girdiği tartışmalardan ve yazılarından oluşuyor. Ünlü felsefecinin yazıştığı, tartıştığı, söyleştiği mimarlar arasında, dekonstrüktif mimarlığın öncülerinden Daniel Libeskind ve Peter Eisenman da yer alıyor. Derrida’nın katkıda bulunduğu Paris La Villette projesinin mimarı Bernard Tschumi ise tüm tartışmaların odak noktasında bulunuyor.

 Jacques Derrida, bir söyleşisinde, yöntem olarak mimari dekonstrüksiyon üzerine şunları söylüyor: “Dekonstrüksiyon, inşa edilmiş olanı dekonstrüksiyona uğratmayı bekleyen mimarın yönteminden ibaret değil; daha ziyade tekniğin kendisine, mimari mecazın otoritesine dokunan ve tam da bu sebeple kendi mimari retoriğini dekonstrüksiyona uğratan bir sorgulama.”


ŞEHİRLER VE YAPILAR

Steen Eiler Rasmussen’in “Şehirler ve Yapılar” başlıklı kitabı gözden geçirilmiş çevirisiyle yayımlandı. Aykut Köksal’ın genel yayın yönetmenliğinde, Pınar Gökbayrak’ın editörlüğünde yayımlanan kitabı Türkçe’ye Deniz Özden aktardı. Rasmussen’in kaleminden çıkma çizimlerle mimarlık literatüründe ayrı bir yere sahip olan “Şehirler ve Yapılar”, ilk basımıyla büyük bir ilgi görmüştü. Sadece mimar ve şehircilere değil, kültür tarihiyle ilgilenen herkese seslenen,ele alınan konuların bir deneme özgürlüğü ve lezzetiyle işlendiğikitap, son derece özenli ikinci basımıyla, okurlarına, şehirler arasında keyifli bir yolculuk sunuyor.

 Rasmussen, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor: “Herhangi bir sokaktaki sıra dışı bir ev, ilgiyi hemen üzerine çeker ama sokağın bütünü hakkında hiçbir izlenim akılda kalmaz. Belirli bir ayrıntıyı fark etmek kolaydır, ancak tam aksine ne kadar basit olsa da bütünü kavramak oldukça zordur. Çoğu insanın doğal gördüğü, bütünden kopuk ayrıntılara olan ilgiyi, yapılan okumalar daha da kışkırtır. Tarihsel üsluplar üzerine sayısız kitap yazılmıştır. Bu kitaplar farklı dönemlerdeki üretimlerin küçük ve önemsiz gözüken özelliklerle nasıl birbirinden ayrıldığını gösterir. Mimarlığı tanımlama ve sınıflandırma becerisi, seyahat ederken genellikle işe yarar; görülmesi gereken her bir esere dikkat çeken gezi rehberleri vardır. Böylesi rehberler bir gezginin hayran olması gereken tüm yapıları da sıralar. Fakat bu gezginler şehirlerin kendisinde, sanat eserlerinin yer aldığı müze bölümlerinde gördüklerinden daha fazlasını görmezler.

 

MODERN İŞLEVSEL YAPI

Adolf Behne’nin 1926 yılında yayımladığı, modernist mimarlık yazının öncü çalışmaları arasında yer alan Modern İşlevsel Yapı, Arketon Yayınları’nın son kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Mimarlık yazınının temel klasiklerinden biri olan Modern İşlevsel Yapı, özgün görselleri, özenli çevirisi ve nitelikli basımıyla Türkçe mimarlık kitaplığına önemli bir katkı oluşturuyor. Aykut Köksal’ın yayın yönetmenliği ve editörlüğünde hazırlanan kitabın çevirisini Hüseyin Tüzün, metin ön okumasını Erdem Ceylan gerçekleştirdi.

Adolf Behne, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor : «Avrupa mimarlık tarihinin son yüzyılları için, biçim ile işlev arasında bir dengenin varlığından söz edilemez. Üstün olan biçimdi ve ev biçime karşın işlevsel kalabildiği, yani biçim işlevi tamamen ortadan kaldırmadığı sürece bu, işlev için pekâlâ yeterliydi. Herhalde bir şekilde insanın ilgisini çeken, bir çitten ya da bir sundurmadan fazlası olan yapı, biçim olarak yapıydı: bir sanatçının emeğiyle ortaya koyduğu yapı. Onun amaca uygunluğu tamamen ikincildi. Bunun yanında işlevsel yapılar da vardı tabii; çit, sundurma, kütükten yapılmış ev, ahır: Bunlar da herhangi birinin emeği. Biçim ve işlev birbirinden ayrı olmakta direndiğinden, biçimsel yapıyla işlevsel yapı da birbirinin çok uzağındaydı. Oysa uygulamada, varsayıldığı gibi, işlevsel yapının biçime yabancılığı estetik olarak hiç de o kadar kötü değildi, biçimsel yapının da özellikle basit işlevsel yapıya olan üstünlüğünün hiç de beklendiği kadar hayranlık uyandırıcı olmadığı görüldü. Sağduyulu, modern insanların zamanın biçimsel yapılarına hor gözle baktığı, ama demir köprüler, vinçler, makinelerin bulunduğu büyük mekânlar gibi işlevsel yapıları severek izledikleri deneyimle doğrulandı.

 

MODERN MİMARLIK

Mimarlık yazının temel metinlerinden biri olan Modern Mimarlık, özgün dilinden yapılan çevirisiyle Arketon yayınlarının son kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Bir mimarlık tarihçisinin deyişiyle "19. yüzyılın son büyük mimarı, 20. yüzyılın ise ilk büyük mimarı" olan Otto Wagner'in kitabını Türkçeye Hüseyin Tüzün aktardı. Wagner'in ikinci basıma yazdığı önsözde dile getirdiği arzusu doğrultusunda kitapta, usta mimarın tüm çalışmalarının fotoğraflarına yer verildi. Fotoğraflar metne paralel bir düzende akarak Wagner'in sözüne eşlik ediyor.

 Arketon yayınlarının genel yayın yönetmeni Aykut Köksal, sunuş yazısında şöyle diyor:"Mimarlık tarihinde, yapıtında bir dönüşüm sürecinin izlenebildiği mimarların başında Otto Wagner gelir. Wagner'in ilk çalışmaları, 19. yüzyıl seçmeciliğinin Oryantalizme dek uzanan örnekleri arasındadır. Bu dönemi Art Nouveau hareketinin Avusturya versiyonu olan Secession çizgisinde yapıtlar izler. Bu erken modernist hareket Wagner'in üretiminde belirleyici bir ağırlık taşır. Ne var ki, usta mimar bu ara durakta da çok zaman yitirmeyecek, hızla Modernizme doğru yol alacaktır. Bu bağlamda 1895'te verdiği konferanslar bir kırılma noktası oluşturur. 1896'da yayımladığı Modern Mimarlık, bu dönüşümün ilk yazılı ürünü olur. Modern Mimarlık paradigma kurucu bir metindir; neredeyse bir manifesto olarak da tanımlanabilir. Wagner 19. yüzyılın tarihselci eğilimlerini toptan mahkûm eder, Modernizmin temel ilkelerini ortaya koyar. Modern Mimarlık yayımlandıktan sonra, tarihselciliğin savunucuları yoğun bir eleştiri salvosuna girişir. Bunun üzerine Wagner, Secession'a kesin katılımını duyurur ve Viyana'nın bir dönemini temsil eden çevrelerle ilişkisini tümüyle keser.

 

RUSYA'DA KONSTRÜKTİVİST MİMARLIK

El Lisitzki’nin metinlerinden oluşan Rusya’da Konstrüktivist Mimarlık, Arketon Yayınları arasındaki yerini aldı. Aykut Köksal’ın editörlüğü ve Mehmet Kerem Özel’in çevirisiyle yayımlanan kitap, dönemin kaynak niteliğindeki yazı, çizim ve fotoğraflarını içeriyor.

 Toplamın ana metnini El Lisitzki, 1929’da yazmış; metin 1930’da Viyana’da, Russland. Die Rekonstruktion der Architektur in der Sowjetunion (Rusya. Sovyetler Birliği’nde Mimarlığın Yeniden İnşası) başlığıyla yayımlanmış. Toplamda bu ana metnin yanı sıra, El Lisitzki’nin 1921-1926 yılları arasında kaleme aldığı beş sanat yazısı da bulunuyor. Rus avangardının kaynak metinleri arasında bulunan bu yazılar, süprematist sanattan konstrüktivist mimarlığa geçiş sürecini sergiliyor. Özellikle Proun Odası’nı ele aldığı 1923 tarihli metin bu geçiş noktasını gösteren bir belge.

 Toplamın ekinde, biri Rusya’dan, diğeri Almanya’dan, dönemin önde gelen iki mimarının, Rusya’nın mimarlık ortamına, özellikle de konstrüktivist mimarlığa bakışını aktaran iki yazısı yer alıyor. Moisei Ginzburg’un yazısı 1928, Bruno Taut’un yazısı ise 1929 tarihli.

 

BİLİMSEL ÖZYAŞAMÖYKÜSÜ

Aldo Rossi’nin, Arketon Yayınları içinde yer alan ilk kitabı Bilimsel Özyaşamöyküsü, Berk Cankurt’un çevirisi ve Pınar Gökbayrak'ın metin editörlüğüyle yayımlandı. Kitapta, Rossi’nin anlatısına fotoğraflar ve kendi çizimleri eşlik ediyor. Aldo Rossi’nin yazıları mimarlığının ve çizimlerinin oluşturduğu yapıtından ayrılamaz. Bu özyaşamöyküsü basit bir kendine bakışın ya da kuramsal bir soyutlamanın ötesinde, mimari imgelemin ürünü olan yazınsal bir yaratımdır. Rossi’nin kendi geçmişiyle kurduğu söyleşi, bir yandan çocukluk anılarını ve felsefi düşüncelerini içeriyor, bir yandan da sanatsal ve yazınsal etkilenmelerini, yinelemenin, kolajların ve tiyatro saplantısının yapıtına taşıdığı büyüyü gösteriyor. Rossi’nin yazısı mimarlığına benziyor: nostaljik, yalın, zarif ve keskin.

 Rossi kitabında şunları söylüyor: “Bu notları tutmaya başlayalı on yıldan fazla oluyor. Ve şimdi onları, basit birer anı yazısına dönüşmesinler diye bir sonuca bağlamaya çalışıyorum. Yaşamımın belli bir döneminden itibaren mesleği ya da sanatı şeylerin ve kendimizin bir izdüşümü olarak düşünmeye başladım. Bu nedenle Dante’nin otuzlu yaşlarındayken yazdığı İlahi Komedya’ya her zaman büyük bir hayranlık beslemişimdir. İnsan otuz yaşına bastığında belirli bir şeye son halini vermiş veya en azından ona başlamış olmalı ve aldığı eğitimin bilançosunu çıkarabilmeli.

 


 

 

Bunları da beğenebilirsiniz

Sizin için seçtiğimiz ilgili diğer ürünlere göz atın